News

Şeytan, Allah Tealanın rahmetinden uzak olmak, muhalefet etmek, emre karşı çıkmak, kafa tutmak, yanmak ve helak olmak demektir.

 

* * *

Muhterem Müslümanlar ;                                                                                              

Şeytan, Allah Tealanın rahmetinden uzak olmak, muhalefet etmek, emre karşı çıkmak, kafa tutmak, yanmak ve helak olmak demektir.

Azgınlık ve kötülükte çok ileri giden, kibirli, kendini beğenen, inatçı, asi, insanları saptırmaya çalışan cinlere şeytan denir.

Kur’an-ı Kerim’de ilk şeytandan “iblis” diye söz edilir.

İblis, azmış, Allah Tealanın rahmetinden kovulmuş ve Rabbinin emrine/buyruğuna isyan ederek sapıklığa düşmüş cinlerdendir. Şeytan, melek değildir. Melekler nurdan, şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Çünkü melekler Allah Tealaya isyan edip günah işlemezler. Meleklerin günah işleme kabiliyetleri yoktur. Nitekim Allah Teâlâ, bu konuda şöyle buyuruyor:

“İblis cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı/Rabbinin emrine karşı geldi” (Kehf, 50)

Şeytan, Allah Tealaya inanıyor ve O’nu tanıyordu, O’nun Rab ve yaratıcı olduğunu kabul ediyordu. Meleklerin içinde yaşıyordu. Onların en âlimi idi. Seksen bin yıl ibadet etmişti. Haline şükretmedi. Kibre ve gurura kapıldı. Âdem aleyhisselama haset etti. Ondan daha hayırlı ve Ondan daha üstün olduğunu söyleyip, buna inanıp kibirlendi, büyüklendi. Allah Tealaya ibadet ederek derecesini yükseltmiş, melekler arasına katılmış, onların arasına karışmış fakat daha sonra da isyanı ve bu isyanında ısrar etmesi yüzünden kâfirlerden olmuş, bu konumunu yitirmiş, kaybetmiştir. Allah’ın lanetine uğramış, lanete layık olmuş, O’nun huzurundan kovulmuş ve ebedî olarak kaybedenlerden olmuştur. Helak olup cehennemlik oldu.

İlk haset eden, ilk kibirlenen, ilk ırkçı ve ilk kâfir olan, iblistir/şeytandır.

İblis, imtihana tabi tutuldu. Hazreti Âdem’e secde etmesi istendi. Ama o emre karşı gelerek kibirlendi ve secde etmekten imtina ederek kaçındı, kâfirlerden oldu. Hazreti Âdem’in çamurdan, kendisinin ise ateşten yaratıldığı gerekçesiyle ondan üstün olduğunu iddia etmiş ve Âdem’e secde etmekten kaçınmıştı. Bundan dolayı Allah’ın lanetine uğramış ve O’nun huzurundan kovulmuştur. Daha sonra Hazreti Âdem ve eşi Hazreti Havva’yı yanıltarak onların cennetten çıkarılmalarına sebep olmuştur. Âdem Aleyhisselam ve Havva validemiz işledikleri günahın kendi nefislerinden kaynaklandığını bilip itiraf ettiler, tevbe ettiler. Huzurdan kovulmaktan kurtuldular. Şeytan ise isyan ve tuğyanını nefsine hamletmedi, nefsinden bilmedi. Allah Tealaya: “Beni azdırdın!” diyerek günahında, isyanında ısrar etti. Tevbe etmeyerek kâfir oldu. İşte Âdem ile şeytan arasındaki fark budur.

Muhammed İbn-i Dârî şöyle der: “Şeytan beş şeyde şaki oldu:

* Günahlarını ikrar etmedi,

* Pişman olmadı,

* Nefsini kötülemedi,

* Tevbe etmeye azmetmedi,

* Allah’ın rahmetinden ümidini kesti.

Hazreti Âdem ise beş şeyde yüceldi:

* Tevbesi kabul edildi,

* Günahını ikrar etti,

* Günahına pişman oldu,

* Nefsini kötüledi,

* Hemen tevbe etti.

 Allah Teâlâ, insan neslinin ilki olan Hazreti Âdem’i yaratınca meleklere ona secde etmelerini emretti. İblis hariç hepsi secde ettiler. Böylece ilk isyan, kibir, ayrılık ve düşmanlık başladı. Artık şeytan, insan nesline karşı olan bu tavrını düşmanlık, saptırmak, vesvese vermek, aldatmak, nankörlük etmek, isyan etmek, şüpheye düşürmek, kötü işleri süsleyip güzel göstermek, içki, kumar ve fuhuş gibi eylemleri sevdirmekle sürekli hale getirmiştir.

Şeytan, ilk insandan beri bütün insanlara kötülükleri, küfür ve günahları cazip hale getirip, onları süsleyip güzel göstermiş böylece insanları hak yoldan uzaklaştırmak için elinden geleni yapmıştır ve kıyamete kadar yapmaya da devam edecektir. Ancak onun gücü daha çok kendini dinleyen, kendisine tabi olan ve kendine dost olanlarla, Allah Tealaya şirk koşanlara yetmektedir. İman eden, takva sahibi olan, ihlâslı bir şekilde kulluk vecibelerini, vazifelerini yerine getirenlerle, Allah Tealaya sığınanlara zarar veremez.

Aslında şeytanın büyük bir gücü yoktur. Onun hilesi ve kurduğu düzen zayıftır. Onun işi vesvese vermektir. İnsana sağından, solundan, önünden, arkasından yaklaşarak çeşitli telkinlerde bulunarak yanıltmaktır. Durum böyle olunca asla gaflet etmeden, şeytana karşı uyanık bulunmalı, onun vesvese, hile ve hud’alarını vaktinde fark ederek tuzağına düşmemelidir. Bunun yolu da bütün amellerimizde ihlâs sahibi olmak ve takvaya ermektir. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şurası muhakkak ki, benim ihlâslı kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın, egemenliğin, zorlayıcı gücün yoktur.” (İsra, 65)

Gerçek şu ki, şeytanın, İman edip Rablerine güvenen kimseler üzerinde herhangi bir zorlayıcı gücü, otoritesi yoktur. Onun hâkimiyeti/hükmü ancak onu dost edinenlere ve onu Allaha ortak koşanlaradır.” (Nahl, 100)

Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hâkimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.” ( Hicr, 42)

Allah Tealanın gösterdiği dosdoğru yoldan uzaklaşmak, emirlerini yapmamak, yasakları çiğnemek şeytana imkân ve fırsat vermek demektir. Sapıklık ve azgınlıkta devam edenler şeytanın kendilerini çepeçevre kuşatmasına, kendilerinin de şeytanın esiri olmalarına sebep olurlar.

Allah Teâlâ, kerim kitabında şeytanı bize şöyle tanıtmaktadır:

Şeytanın peşine düşmeyin. Şeytan sizin açık bir düşmanınızdır. Siz de onu düşman sayın.

Şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın, aldatmasın.

Şeytan, insanlara yaptıkları kötü işleri güzel göstermek suretiyle onları doğru yoldan çıkarmaya çalışır.

Şeytan, saçıp savuranların, israf edenlerin dostudur, kardeşidir.

Şeytan, sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder.

İçki, kumar, dikili taşlar olan putlar, fal ve şans okları şeytan işi pisliklerdir.

Şeytan, içki, kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmak ve namazdan alıkoymak ister.

 “Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allaha sığın” (Nahl, 98)

Allah Teala, Kur’anı Kerim okumak isteyen kimseye öncelikle şeytanın şerrinden Allaha sığınmasını emretmektedir. Bu sığınma “Euzu billahi mineş-şeytanir-racim” demekle olur. “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım” demektir. Bu demek oluyor ki, Kur’an okumadan önce “euzü” okumak, besmele okumaktan daha öncelikli ve daha önemlidir.

 

* * *

Güncel Video

2018 Kurban Organizasyonu

FİLİZ DER BÜLTEN

TAVSİYE KİTAP

NEBEVİ HAYAT

Namaz Vakitleri